Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sebt Günü'nden Sonrası

    22.02.1942    "Bunu yapmak zorunda mıyız?"    Çok sert bir giriş yaptığının farkındaydı, ama kocası onu ancak böyle kâle alırdı. Beklediği gibi de oldu. Kocası adeta gözlerinden alevler fışkırarak ona baktı. Görünüşünden hiç beklenmeyen sert bir üslupla cevap verdi:   - İstemiyorsan, seni zorlamam Charlottte.    Kocasının ölümcül bir sakinliğe sahip olması mıydı onu ürküten, yoksa yapacakları şey mi, bilemiyordu. Sadece, ürkmüştü. Bazı hayatlara anlam kazandırıp yine bazı  hayatları anlamsızlaştıracak bir kararı soğukkanlılıkla alması, gerçekten de kalpleri tekletecek cinstendi.    Durumun tüm ürkütücülüğüne rağmen, kocasında - muhtemelen başlangıç seviyesinde - gördüğü deliliğe rağmen ona sorularını sormaya devam etti:   - Gerçekten, ülkende hiç gelecek görmüyor musun?    Bu soru, kocasının başını uğraştığı işten bir saniyeliğine kaldırıp ona bakmasına sebep oldu. Ama o bakış... Kocasının bu soruyu umursamam...

Duvarlardaki Kurtuluş

    Önüne bakmadan koşuyordu. Yüzüne baktığınızda, eğer tüm o kir ve kan arasından ayırt edilebilseydiniz, gözlerinde ışıldayan korkuyu görebilirdiniz. Korkuların en yücesi, duyguların en beteri, kurdu koyuna dost eden o histi gözlerinde parlayan, ölümdü gözlerinden okunan. Gözleri adeta dile gelmişti, o kadar ki eğer onu sadece görseydiniz, gözlerine bir an olsun bakabilseydiniz, ondan önde koşmaya başlardınız, nedenini bilmeden.    Ancak o, gözlerinde beliren ölümden kaçmalıydı. Bunun bilinciyle silahını da, atını da, bırakmaması gereken o kişiyi de bırakmıştı. Evine, uzun duvarların ardına dönebilse bile idam edilecekti. Etrafına bakındı tekrar, hava aydınlıktı, birazdan akşam olurdu belki. Bu bomboş ovada gidebileceği fazla bir yer yoktu.     Durumu ilk kavrayanlardan olduğu için şanslıydı, her ne kadar kavradığı zaman çok geç olmuş olsa bile.   Koşarken bunları düşündüğünden -ve önüne bakmadığından- olacak, düştü. Yuvarlana yuvarlana bir çalı...