Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Sebt Günü'nden Sonrası

    22.02.1942    "Bunu yapmak zorunda mıyız?"    Çok sert bir giriş yaptığının farkındaydı, ama kocası onu ancak böyle kâle alırdı. Beklediği gibi de oldu. Kocası adeta gözlerinden alevler fışkırarak ona baktı. Görünüşünden hiç beklenmeyen sert bir üslupla cevap verdi:   - İstemiyorsan, seni zorlamam Charlottte.    Kocasının ölümcül bir sakinliğe sahip olması mıydı onu ürküten, yoksa yapacakları şey mi, bilemiyordu. Sadece, ürkmüştü. Bazı hayatlara anlam kazandırıp yine bazı  hayatları anlamsızlaştıracak bir kararı soğukkanlılıkla alması, gerçekten de kalpleri tekletecek cinstendi.    Durumun tüm ürkütücülüğüne rağmen, kocasında - muhtemelen başlangıç seviyesinde - gördüğü deliliğe rağmen ona sorularını sormaya devam etti:   - Gerçekten, ülkende hiç gelecek görmüyor musun?    Bu soru, kocasının başını uğraştığı işten bir saniyeliğine kaldırıp ona bakmasına sebep oldu. Ama o bakış... Kocasının bu soruyu umursamam...
En son yayınlar

Duvarlardaki Kurtuluş

    Önüne bakmadan koşuyordu. Yüzüne baktığınızda, eğer tüm o kir ve kan arasından ayırt edilebilseydiniz, gözlerinde ışıldayan korkuyu görebilirdiniz. Korkuların en yücesi, duyguların en beteri, kurdu koyuna dost eden o histi gözlerinde parlayan, ölümdü gözlerinden okunan. Gözleri adeta dile gelmişti, o kadar ki eğer onu sadece görseydiniz, gözlerine bir an olsun bakabilseydiniz, ondan önde koşmaya başlardınız, nedenini bilmeden.    Ancak o, gözlerinde beliren ölümden kaçmalıydı. Bunun bilinciyle silahını da, atını da, bırakmaması gereken o kişiyi de bırakmıştı. Evine, uzun duvarların ardına dönebilse bile idam edilecekti. Etrafına bakındı tekrar, hava aydınlıktı, birazdan akşam olurdu belki. Bu bomboş ovada gidebileceği fazla bir yer yoktu.     Durumu ilk kavrayanlardan olduğu için şanslıydı, her ne kadar kavradığı zaman çok geç olmuş olsa bile.   Koşarken bunları düşündüğünden -ve önüne bakmadığından- olacak, düştü. Yuvarlana yuvarlana bir çalı...

Köstebek

     (Esma Sultan Ergünöz'e hediyemdir. 21.11.20)     Oldukça kararan havada polis merkezine girerken herkesin bir telaş içerisinde olduğunu gördü. Sebebini merak etti ama ne kimseyi durdurup sorabiliyordu, ne de kimse durup ona neden herkesin böyle telaşlı olduğunu anlatıyordu. Aslında böyle anlarda kimse kimseye müdahale etmemeliydi ama... Bir ara "Aziz Sancar Lisesi'nin orda mı?" diyen bir ses ile "Karımla çocuğum Aydos Parkı'nın oraya gitmişti! Eğer oradaysa onun anasını..." diyen öfkeli bir adamın sesini duymuştu.     "Haydi ne bekliyorsunuz, o masum çocuğu öldürecek şerefsizi yakalamamız lazım! İki ekibe ayrılın. İki farklı yerden ihbar var, biri Aydos Ormanı'ndan diğeri Sultanbeyli Mimar Sinan Mahallesi'nden. Ama siz böyle nazlı nazlı davranırsanız nah buluruz. Allah'ım! Hadi hızlanın oğlum, çabuk çabuk!" diye bağıran amirinin yanına seğirtti hemen. Ne olduğunu soracak gibi oldu ama onu gören amiri direk bağırmaya başladı:   ...

ODA

( Beni hep desteklemiş Yunus Emre Zent, Beytullah Aysan ve Esma Sultan Ergünöz'ün yanı sıra; bu tarz bir konuya ilham veren Yusuf Ziya Yılmaz'a da teşekkür ediyorum...)    Gözünü açtığında bembeyaz bir odada olduğunu gördü adam.    Yüzüne baksanız, yıllar boyunca insanlara ettiği zulmün oluşturduğu tek bir çizgi göremezdiniz. Mavi gözleri ettiği zalimlikleri izlemenin zevki ile parlamış; hafif kırlaşmış sakalları, katlettiği insanların kanının kızıllığını korumuştu. Vücudu bile artık o zulmü görmemek için öne eğilmiş kambur dururken, o, tüm vücudunun inadına, dimdik dururdu. Dururdu ki kanını içtiği, etlerini fırınlayıp yediği insanların parçaları tüm vücudunda dolaşsın.    Namı o kadar yayılmıştı ki, ana babalar onu çocuklarına öcü diye anlatır hâle gelmişlerdi. Hoş, çocuklar sadece o sapsarı, kanla kaplanmış katmanlı dişlerini görseler bile korkarak kaçarlardı.    Havaya dikilmiş şekilde duran saçları, adeta yeni bir kurban arar gibiydi. Kısa sa...

Araf Nehri:Bir Masal

  Beytullah Aysan'a,Esma Sultan Ergünöz'e ve Şükrü Can Karakaş'a teşekkürler..   Varlık ve Yokluk...Bir nehrin karşılıklı kıyıları..Varlık solunda yokluk sağında (Hayır,ben iki yönle siyaset yapacak kadar aptal değilim).Bilir misiniz orayı?Bilmediniz mi?O zaman durun,size bu varla yok arasındaki nehrin ve çevresinin hikayesini anlatayım:    Çok eskiden mütemadiyen çağlayan hızında akan bir nehir varmış.İçine girenin çıktığı,suya dokunanın da kendini karada tuttuğu görülmemiş hiç.Yokluk köyünün insanı bu büyüye kapılırken, Varlık köyünün insanı hiç mi hiç etkilenmezmiş.    Sol tarafın kendiliğinden bir güzelliği vardır ki, tüm lisanları bilsem anlatmama kâfi değildir.Tertemiz ve dik duran insanları,bereketli toprakları, güzel kokulu doğası..Say say bitmez.    Sağ taraf ise çakırdikeni ile doludur.Toprağı çatlaklarla dolu kısır bir topraktır.Tohum eksen yeşermez,insanı da toprağı gibidir zaten.Herkesin yüzü yas halindeymişçesine karanlı...

İnsanlık Neden Ülkelere Bölündü?

  Beytullah Aysan'a teşekkürler 😊     İnsan,ne kadar karmaşıktır...Her şeyin yaratıcısı Allah, insanı da en mükemmel şekilde yaratmış;ancak her âdem bir âlem...    Geçen günlerde Stefan Zweig'in "Rahel Tanrı'yla Hesaplaşıyor" adlı eserini okudum.Kitabı okumamın ardından, içime gömülmüş bazı şeylerin topraklarından çıktıklarını fark ettim.Her soruya cevap vermeye çalıştım,ve her soruda kendimi biraz daha Virata'ya yakınlaştırdım.    Bu süreçte soruları cevaplandırmak o kadar kolay olmadı tabii ki...    Çünkü ne zaman bir soruyu yanıtlandırsam,içimdeki bir şey bu cevabı reddediyor.Kim bilir,belki bir süre sonra buraya yazdıklarımı da reddedeceğim.    İyilik de kötülük de insandan gelir.Hangisinin yaşanacağı ise size bağlıdır.Lakin çoğu insan kötülüğü seçer;belki kolaylığından,belki çekiciliğinden..Kavga eder, aldatır,katleder...    Bu soruyu yanıtlamayı aklımdan geçirdiğim an zihnimde bir fikir aydınlandı: Allah sizi...

Hiçbir Şeyi Sorgulama

   İlk yazılarımdan biri olan  Bilinmeyenler ve İnsanlık  'ta, korkularımızın üstesinden gelmemiz gerektiğini anlatmıştım.Bunun ilk ve en önemli adımı ise,korkuyu sorgulamaktır.Terapist ve psikologların hastalarına en sık uyguladıkları yöntemlerden biridir ayrıca..    İnsanlar, diğer canlıların aksine,zihinlerini aktif bir şekilde kullanabilir.Bunun doğal bir sonucu da, zihnin insanı düşünmeye ve buna bağlı olarak konuşmaya sevk etmesidir.     Düşünmek... Ne yüce bir nimet..    Buna rağmen insanların büyük bir çoğunluğu bu nadide eseri ayakları altında çiğner; üstünde öyle tepinir ki, dışarıdan bakan birisi onun insan olduğuna şahit arar.Neden diye sormayın;ama eğer soracaksanız,insanı nefes alan herhangi bir canlıdan ayıran tek büyük fark düşünmesidir.    Sorgulama;bireyin düşüncesinin doğruluğunu saptamak için yaptığı fikir karşılaştırması,bir nevi kendi  maiotik 'idir.Akıllı veya akılsız herhangi birinin buraya ...

Kazanç Kaybın Aynasıdır

   Kazanmak mı mutlu eder,kaybetmek mı?Bu,cevap verilmesi çok kolay görünen,ama esasında zor olan sonsuz sorudan sadece birisidir.Gelin,durumu her yönden tartıp cevabı arayalım.Sizi tatmin etmezse de,yorumlarda tartışalım..    İnsanı mutlu eden şeyin ne olduğu,veya nasıl olduğu sorusunun cevabı,bizim bu yoldaki rehberimiz olacak.     "İnsanı mutlu etmek için ona bir iyilik yapılması gerekir,ve dolayısıyla bu iyilik kazanmak olmalıdır." şeklinde bir cevap verirsek;hem kolaya kaçmış,hem de yanlış yapmış oluruz.Çünkü iyilik, insanı daima mutlu etmez, edemez.    Örneğin:Birinden intikam almak isteyen ve bu yüzden ona zarar veren biri, kötü bir şey yapmış olmasına rağmen mutlu olur.Burada iki sonuç öne çıkar:   •İyi-Kötü anlayışımızın yorumlanış biçimi (ki konumuz şu an bu olmadığı için eş geçiyorum)   •Kazanmak ve Kaybetmek arasındaki derin (!) uçurum.      Neleri kazanabiliriz?Sevgi, şöhret,para,kumar,sevap, günah (......

Yoksuzluk

   İnsan,değişmez.Gözü asla doymaz.Hep daha fazlasının var olmasını diler.Bu var olan şeylerin de kendisinde olmasını istediğini söylememe gerek yok sanırım.Peki,ya olmamasını  dilerse?    Hiç,bir şeyden var olmamasını isteyecek kadar nefret ettiniz mi?    Bir şeyin  yokluğunu istemek, varlığının son adımıdır.Ancak insan bu,her şeyi sevmez.İşin garip (!) kısmı ise, sevilmeyenlerin   de sevilmeyenlerinin olmasıdır.Ve eğer herkesin istediği varlıklar yok olsaydı,en sonunda koca evrende var olan yegâne şey,yokluk olurdu.Ama şimdilik bu konuyu erteleyelim,ve "sevilmeyenlerden arındırılmış mükemmel ütopya"ya birazcık göz gezdirelim...    Tahminimce dünyamız cennetten farksız bir yere dönerdi.Sıkıntının,zorun,tehlikenin olmadığı bir dünyadan daha güzeli var mıdır ki?Hatırlatayım,Adem de cennetteydi.    Ayrıca şunları belirtmenin çok iyi olacağını düşünüyorum;    Günümüzde pek çok ütopya ve distopya eseri var....

Ölene Dek Beraber

   "Neden hepsi benim başıma geliyor?" derken bir kez daha hıçkırdı adam.Gözlerinin altındaki torbalar morlaşmış, gözlerinin içi ise kan çanağına dönmüştü.İçkisinden bir yudum aldı ve dudaklarını ıslattı.Ağlayarak konuşmasına devam etti:    "Artık dayanamıyorum!Senden başka kimsem yok.Nolur bırakma beni,nolur!"    Karşısındaki kadın başını sağa çevirerek eğmiş,hafif bir tebessüm ile onu dinliyordu.    "Ne yapmalıyım?Sensiz hayatım çok zor.Sen hayatımın aşkıydın."    Kadın tepki vermedi.    "Sen de gördün.O Abraham denilen şerefsiz ******'nu arkadaşım sanıyordum.Ne kadar aptalmışım.Benden tüm paramı aldı.Evimi,ailemi,ünümü, işimi, seni...    Güneş batarken etrafı aydınlatan kızıl ışık, kadının fotoğrafını aydınlattı.Tatlı bir kadındı.Dalgalı siyah saçları yüzünün yarısını örtüyordu,ancak aradan gök mavisi gözleri parıldıyordu.Karnı belirgin derecede şişkindi.Yanında duran kişi ise kendisiydi.İkisi de sağ ellerini...