Ana içeriğe atla

Köstebek

     (Esma Sultan Ergünöz'e hediyemdir. 21.11.20)

    Oldukça kararan havada polis merkezine girerken herkesin bir telaş içerisinde olduğunu gördü. Sebebini merak etti ama ne kimseyi durdurup sorabiliyordu, ne de kimse durup ona neden herkesin böyle telaşlı olduğunu anlatıyordu. Aslında böyle anlarda kimse kimseye müdahale etmemeliydi ama... Bir ara "Aziz Sancar Lisesi'nin orda mı?" diyen bir ses ile "Karımla çocuğum Aydos Parkı'nın oraya gitmişti! Eğer oradaysa onun anasını..." diyen öfkeli bir adamın sesini duymuştu.
    "Haydi ne bekliyorsunuz, o masum çocuğu öldürecek şerefsizi yakalamamız lazım! İki ekibe ayrılın. İki farklı yerden ihbar var, biri Aydos Ormanı'ndan diğeri Sultanbeyli Mimar Sinan Mahallesi'nden. Ama siz böyle nazlı nazlı davranırsanız nah buluruz. Allah'ım! Hadi hızlanın oğlum, çabuk çabuk!" diye bağıran amirinin yanına seğirtti hemen. Ne olduğunu soracak gibi oldu ama onu gören amiri direk bağırmaya başladı: 
 "  - Sen ne bekliyorsun burada! Burada kimse kalmayacak demedim mi az önce? Ekip 1'in yanına git hadi! 
   - Ama amirim...
   - Hadi kızım hadi...
   - Ama yakaladığımız Tepeş... Onu sorgulamamız gerekmiyor mu? Sonuçta bu onun son 24 saati. Sonrasında onu burada tutamayız. Elimizde onun o seri katil olduğunu kesinleştiren bir itirafımız da yok. O adi herif kanıtımızın olmadığını da biliyor. 24 saatini susarak geçirecek, hatta belki avukat tutacak. Bazılarımız hem onun yanında durup kaçmaya çalışmasını önlemeli, hem de...
   - Polis merkezinden kaçacak, öyle mi? Nasıl olacak bu peki?
   - Geçtiğimiz iki ayda iki kez yakalandığında da böyle dediler amirim, ama ikisinde de kaçtı. Bir polis merkezinden iki kez elini kolunu sallaya sallaya nasıl kaçtı hala inanamıyorum.
   - Amaaan kızım! Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, üçüncüsünde bacağını keserler.
   - Amirim bence merkezde bir köstebek var. Hızlıca yakalamamız gerek. Bizim yüzümüzden kaç kişiyi öldürdü o adı batasıca.
   - Sen amirine emir mi veriyorsun! Haddini bil! Dışarıda muhtemelen ölmek üzere olan bir çocuk var. Onu ölüme mi bırakalım? Çabuk dışarı çık ve Ekip 2'nin yanına git. Diyeceklerim var. "
    Bunun üstüne diyecek bir şeyi yoktu. Arkasını dönüp merdivenlerden inerken amirinin birini çağırdığını duydu, ama kim olduğunu çıkaramadı.
   Dışarı çıkmadan amirinin dediklerini düşündü. Kesinlikle bir köstebek vardı, ama kim? Eğer o Tepeş'i bu sefer de kaçırırlarsa, hükümet de halk da hiçbirine acımazdı. Onların hiçbiri önemli değildi ama, öldürdüğü 3 çocuğun hakkını nasıl öderlerdi? "Düşün, düşün..." diye zorladı kendini. "Bu Tepeş bayağı zengin biri, onu çıkaran kişiyi ya tehdit etmiştir, ya da para teklif etmiştir. Yakalandığı iki seferde de bir rehine durumu mevcut değildi, ayrıca merkezdeki en yeni kişi de kendisiydi. 6 yıl. O zaman kesinlikle birisine yüklü bir miktarda para teklif etmişti, ama kime? Önce kimlerle konuşmuş olabileceğini düşünmeliydi. Herkesle konuşma fırsatı olmadı. Onu iki seferde de Ekip 2 yakalamıştı, ekip 4 kişi ve amirden oluşuyordu. Olay yerlerine ilk varan ise ilkinde amir, ikincisinde en eski polis olan Dülek yakalamıştı. Kimse adını sanını bilmezdi, ama rütbesini yükseltmişlerdi. Amir ve Dülek, bu ikisini deftere not alayım." 
    Bunları düşünürken kuytu bir köşede durduğunun da, ortalığın iyice sessizleştiğini de fark etmemişti. Camdan baktığında iki ekip aracının da gitmiş olduğunu gördü. Amiri bunu öğrenirse biterdi, ama yapacak bir şey de yoktu. Kameralara gözükmeden yürüdü ve Tepeş'in bulunduğu sorgu odasının alt katındaki dosya odasına girdi. Burada hem rahat düşünebilir, hem de gerekirse dava dosyalarına bakabilirdi. 
    Aklına ilk gelen şey, binanın boşluğu oldu. Dosya odasının önündeki görevli de gitmişti, merkezin önündeki bekçiler de... Bu kadar kişi neden sadece bir kaçırma - ve muhtemelen cinayet - ihbarına gitmişti ki? Sonra hatırladı; dün Kadıköy'deki bir cinayet davası için geçici olarak 5-10 kişilik bir ekip gitmişti, ki bu merkezdeki kişi sayısının üçte biri demekti. Bu kadar kişinin gitmiş olması, Kadıköy'e pek de yakın olmayan merkezlerinden çağırılmaları, bütün bunların dün - Tepeş'in yakalandığı gün - yaşanması garipti.
   Araçlar gideli yarım saat geçmişti ki, sert ve ağır adım sesleri duydu, ya da duyduğunu sandı. Sultanbeyli'ye gidip 30 dakikada dönemezlerdi. Düşünmeye devam etti.
   "Ekip 2'den biri, aynı zamanda sorgu ekibinden de biri olmalı. Benim gibi yeni bir polis bile bir seri katile hemen güvenmez. Kaldı ki, eğer suç mahallerinde onu yakalayan kişiler ile en fazla on saniye kadar konuşmuş olmalı. Bu da kimseyi ikna etmeye yetmez sanırsam. Suçluların geneli, yakalandığı zaman olmayacak vaatlerde bulunma eğilimindedir. Bunu neredeyse tüm polisler bilir. Yakın bir zamanda maddi sıkıntı yaşayan polisler var mı, bunu öğrenmeliyim."
    Dosyaları karıştırmaya başladı. Hem ekiplerde olan, hem de maddi sıkıntı yaşayan birini bulamadı. Başarısızlığın verdiği çökkünlük ile oturdu, düşünmeye devam etti.
  "Dülek mi, amirim mi? Dülek mi amirim mi? Dülek mi amirim mi?" diye düşünüyordu. Kendini çok zorluyor olmalıydı ki, başı zonklamaya başlamıştı. Saate baktı: 23.23. Araçlar gideli 34 dakika olmuştu. Bunu boş vermesi gerekiyordu. Birden kafasına dank etti ve hızlıca Tepeş'in dosyasındaki kamera kayıtlarını inceledi. Her iki sefer de saat kaçta kaçırıldığına baktı. Kameralara göre... 23.23.
    "Hass..." diyerek kalktı ve koşmaya başladı. Neden böyle bir aptallık etmişti ki? "Koş Hülya koş!!" diye kendini motive etmeye çalışıyordu. Üst kattan gelen bir kilit açma sesi duydu koşarken. Aynı esnada da zihninde çözümü netleştiriyordu.
   "Ona yardım eden her kimse, yakın bir zamanda banka hesabına büyük bir meblağda para yatırmış olmalıydı. Tepeş hiç kimseye elden para vermezdi. Bunu yapabilmesi için Tepeş ile uzun bir süre konuşabilmiş olması gerekiyordu. Dülek olamazdı. Tepeş'i on saniyeliğine görmüştü, ve konuşmuş olsa bile banka hesabını ne ara verebilirdi ki?
   Kaçırma işini yapabilmek için buradan herkesi çıkarabilecek bir olaya ve kişiye ihtiyaç vardı. Hem sorguya girip hem de bunu yapabilecek kaç kişi vardı ki? Bir ihbara gerek vardı, ama küçük bir olaya herkes gidemezdi. Birden fazla büyük ihbar gelirse herkesi farklı yönlere dağıtıp işi bitirebilirdi."
   Üst kata çıkarken silahını da eline aldı. Floresanların loş ışığı altında, sorgu odasının açık kapısına baktı. İki kişi vardı. Tepeş her zamanki şeytan sesiyle sessiz bir kahkaha atıyordu. Yanındaki üstü başı örtülü, uzun kişi ise hızlanmasını gösterir gibi elini sürekli ileri uzatıyordu.
   Çok korkuyordu, ama sesi kendinden emin çıktı:
  - Durun!
   İki adam birden ona döndü. Tepeş'in gülümsemesi bir anda eridi gitti. 
   Hülya biraz olsun rahattı, çünkü onların aşağı inebilmeleri için onun yanından geçmeleri gerekiyordu. Örtülü adam aralarındaki yaklaşık on metrelik mesafeyi geçmeye çalışıyordu. Daha iki adım atmıştı ki, Hülya bağırdı:
  - Başkomiserim, beni silahımı kullanmak zorunda bırakmayın!
   Örtülü adam aniden durdu, ve birkaç saniyenin ardından kapüşonunu indirdi. Yüzünde duygu emaresi olmayan başkomiser konuştu:
  - Nerden anladın?
   - Başkomiser Ercan Güray, şüpheli birini kaçırmaya çalışmaktan, rüşvetten ve rütbeni kötüye kullanmaktan; Tepeş namı diğer Tarık Sakin, sorgudan firar etmeden, üç çocuk öldürmeden ve rüşvet vermekten tutuklusunuz. Sessiz kalma hakkına sahipsiniz, söyleyeceğiniz her şey mahkemede aleyhinize delil olarak kullanılacaktır. Avukat tutabilirsiniz, tutacak paranız yoksa mahkeme tarafından bir avukat atanacaktır. 
  - Eveet, prosedürü uyguladığına göre söyle bakalım; nasıl anladın?
  - Tepeş'i inceledim. Para teklifini edebilmesi için sorguya girmiş ve Tepeş ile uzun uzun konuşabilmiş üç kişi vardı: Siz, ben ve amirim. Ben değildim, o yüzden ikiniz kalmıştınız. İkinizin de son zamanlarda maddi bir probleminiz yok gibi gözüküyordu. Büyük bir meblağ aktarımı da gerçekleşmemişti. Amirim ise son zamanlarda garip davranıyordu. Sonra kafama dank etti. İhbarlar...
   İhbarların hem zamanı hem yeri önemliydi. Aydos Ormanı'nın yakınlarında amirim yaşıyordu. Aziz Sancar Lisesi'nde ise oğlunuz okuyordu. İki ihbarın da burada yapılmış olması oldukça zekice bir hamleydi. İkinizden de şüphelendim bir an. Sonra aklıma bu bilgilerle cevabı aramak geldi. Amirin evinin yakınından yapılan aramada konuşan bir erkekti. Ama bu saatte amirim buradaydı. 
  - Bu hiçbir şeyi kanıtlamaz. Onun bunu planlamadığı ne malumdu?
  - Oraya geliyordum ben de. 
   Emin olamadığım için her ikinizi de araştırmaya karar verdim. Az önce de iki ekibi de aradım, ve oğlunuzun okulunun yakınlarında küçük bir terzici olduğunu duydum. Terzinin yıllar önce sizin bir yakınınıza ait olduğunu ve kapanmadan bir süre önce ondan devraldığınızı öğrendim. Ancak terzici kapandıktan sonraki 6 yıl boyunca banka hesapları aktif kalmış, çok garip değil mi efendim? Allah Allah... Devamını söylememe gerek yok sanırım.
   Başkomiser güldü:
  - Aferin, gerçekten iyi bir araştırma yapmışsın. Keşke bu araştırmaların boşa gitmeseydi. Seni neden bu kadar süredir dinledim biliyor musun, yakalanma riskim olmasına rağmen? Şu an buraya biri girdiği anda senin onu kaçırmaya çalıştığını ve benim de engellediğimi söylesem kime inanır? Sana mı bana mı? Ayrıca bu konu hakkında ne kadar bilgi sahibi olduğunu öğrenmek istedim. Bunları nasıl bir günde öğrendiğini aklım almıyor.
  - İki ay boyunca araştırdım. Her gün aramızdaki o köstebeği aradım.
   Tepeş araya girdi birden, o kadar zamandır neden durduğunu kendisi de bilmiyordu:
  - Bunlar bir yana, söyle bana. Aldığın azıcık maaş neyine yetiyor, ha! Borcum yoktu, ama yavaş yavaş batıyordum. Sen de batıyorsun! Bırak bizi gidelim, böylece hem canın kurtulur, hem de istediğin kadar para veririm. Ömrünün sonuna yetecek kadar.
   Hülya bağırdı:
  - Biz polisiz! Adaleti savunmak bizim görevimiz olmalı! Suçluları yakalayıp cezalarını vermeliyiz! Ben bunun için polis oldum. Eğer şimdi buna müsaade edersem, senin gibi paranın kölesi olurum. O Tepeş şerefsizinden bir farkım kalmaz! İnsanları ha silahla öldürmüşsün ha haklarını alarak, ne fark eder ha? Ne fark eder! 
   Başkomiserim, hala doğru yola gelebilirsiniz. Hala bu çocuk katili canavarın sizi kontrol etmesine engel olabilirsiniz. Lütfen, lütfen.
   Başkomiser bunların hiçbirini dinlememiş gibiydi:
  - Şu an buradaki kamera çalışmıyor, herkes de Sultanbeyli'de evleri arıyor. Kimse ihbarların sahte olduğunu bilmiyor. Yani sen burada ölürsen kendimi oldukça iyi savunabilirim. Hatta belki savunmama bile gerek kalmaz, ha?
   Başkomiser silahını çıkardı, korkuyla donakalmış olan Hülya'ya doğrulttu. "Yaptığım şeylerin hiçbir anlamı yokmuş." diye düşündü Hülya. Başkomiser ateş edemeden üst kattan gelen bir mermi ile vuruldu. Sol omzunu tutarak bağırırken yere düştü, silahı da Tepeş'in önüne fırladı. Neden bunca zamandır hareket bile etmediğini kendisi de bilmiyordu.
   Üst kattan hızlıca aşağıya inen amiri, hemen Hülya'nın yanına gitti. Yüzündeki kıvanç ve gurur, Hülya'yı rahatlattı. "Bunca zamandır neredeydim sanıyordunuz?" dedi başkomisere, ve devam etti:
  - Artık ihtiyacın olmayacak, ama ne kadar aptalca bir işe kalkıştığını anla diye söylüyorum. İçimizde bir köstebek olduğunu biliyordum, ihbarların sahte olduğunu da. Burayı boş bırakırsam avım elime düşer dedim, ve düştü. Şimdi çocuklar!
   Alt kattan gelen on- yirmi polis bir anda üst kata çıktı. 
  - Gerçekten kendimi seninle yalnız bırakacak kadar aptal olduğumu mu düşündün? , dedi amiri. Sonrasında ise devam etti:
  - Başkomiser Ercan Güray, tüm bu suçların üstüne ek olarak polisi yanlış yönlendirmekten tutuklusunuz.
   Başkomiser ve Tepeş diz çöktü. Kelepçelenip sorgu odasına götürülürken birbirlerine bakıp bir kelime söylediler:
  - SİKTİR!
 
   
   

Yorumlar

  1. Zalim Tepeş önce hayattan sonra da adaletten kelepçesini yedi. İlk yorum ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tepeş doymuyor cezaya, elbet bundan da kaçacak ve elbet yine adalete teslim edilecek. ♥️

      Sil

  2. Gerçekten çok hoşuma gitti akıcı bir şekildeydi böyle devaaam👊

    YanıtlaSil
  3. En başından anlamıştım komiserde bir şeyler olduğunuu😡 Gerçekten çok güzel olmuş o anları sanki ben de yaşadım😊Ellerine sağlıkk👍🏻👏🏻

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağolun, adınız çok mutlu etti beni. Umarım ben de sizleri mutlu etmeye devam ederim😊

      Sil

Yorum Gönder