Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Köstebek

     (Esma Sultan Ergünöz'e hediyemdir. 21.11.20)     Oldukça kararan havada polis merkezine girerken herkesin bir telaş içerisinde olduğunu gördü. Sebebini merak etti ama ne kimseyi durdurup sorabiliyordu, ne de kimse durup ona neden herkesin böyle telaşlı olduğunu anlatıyordu. Aslında böyle anlarda kimse kimseye müdahale etmemeliydi ama... Bir ara "Aziz Sancar Lisesi'nin orda mı?" diyen bir ses ile "Karımla çocuğum Aydos Parkı'nın oraya gitmişti! Eğer oradaysa onun anasını..." diyen öfkeli bir adamın sesini duymuştu.     "Haydi ne bekliyorsunuz, o masum çocuğu öldürecek şerefsizi yakalamamız lazım! İki ekibe ayrılın. İki farklı yerden ihbar var, biri Aydos Ormanı'ndan diğeri Sultanbeyli Mimar Sinan Mahallesi'nden. Ama siz böyle nazlı nazlı davranırsanız nah buluruz. Allah'ım! Hadi hızlanın oğlum, çabuk çabuk!" diye bağıran amirinin yanına seğirtti hemen. Ne olduğunu soracak gibi oldu ama onu gören amiri direk bağırmaya başladı:   ...

ODA

( Beni hep desteklemiş Yunus Emre Zent, Beytullah Aysan ve Esma Sultan Ergünöz'ün yanı sıra; bu tarz bir konuya ilham veren Yusuf Ziya Yılmaz'a da teşekkür ediyorum...)    Gözünü açtığında bembeyaz bir odada olduğunu gördü adam.    Yüzüne baksanız, yıllar boyunca insanlara ettiği zulmün oluşturduğu tek bir çizgi göremezdiniz. Mavi gözleri ettiği zalimlikleri izlemenin zevki ile parlamış; hafif kırlaşmış sakalları, katlettiği insanların kanının kızıllığını korumuştu. Vücudu bile artık o zulmü görmemek için öne eğilmiş kambur dururken, o, tüm vücudunun inadına, dimdik dururdu. Dururdu ki kanını içtiği, etlerini fırınlayıp yediği insanların parçaları tüm vücudunda dolaşsın.    Namı o kadar yayılmıştı ki, ana babalar onu çocuklarına öcü diye anlatır hâle gelmişlerdi. Hoş, çocuklar sadece o sapsarı, kanla kaplanmış katmanlı dişlerini görseler bile korkarak kaçarlardı.    Havaya dikilmiş şekilde duran saçları, adeta yeni bir kurban arar gibiydi. Kısa sa...

Araf Nehri:Bir Masal

  Beytullah Aysan'a,Esma Sultan Ergünöz'e ve Şükrü Can Karakaş'a teşekkürler..   Varlık ve Yokluk...Bir nehrin karşılıklı kıyıları..Varlık solunda yokluk sağında (Hayır,ben iki yönle siyaset yapacak kadar aptal değilim).Bilir misiniz orayı?Bilmediniz mi?O zaman durun,size bu varla yok arasındaki nehrin ve çevresinin hikayesini anlatayım:    Çok eskiden mütemadiyen çağlayan hızında akan bir nehir varmış.İçine girenin çıktığı,suya dokunanın da kendini karada tuttuğu görülmemiş hiç.Yokluk köyünün insanı bu büyüye kapılırken, Varlık köyünün insanı hiç mi hiç etkilenmezmiş.    Sol tarafın kendiliğinden bir güzelliği vardır ki, tüm lisanları bilsem anlatmama kâfi değildir.Tertemiz ve dik duran insanları,bereketli toprakları, güzel kokulu doğası..Say say bitmez.    Sağ taraf ise çakırdikeni ile doludur.Toprağı çatlaklarla dolu kısır bir topraktır.Tohum eksen yeşermez,insanı da toprağı gibidir zaten.Herkesin yüzü yas halindeymişçesine karanlı...

İnsanlık Neden Ülkelere Bölündü?

  Beytullah Aysan'a teşekkürler 😊     İnsan,ne kadar karmaşıktır...Her şeyin yaratıcısı Allah, insanı da en mükemmel şekilde yaratmış;ancak her âdem bir âlem...    Geçen günlerde Stefan Zweig'in "Rahel Tanrı'yla Hesaplaşıyor" adlı eserini okudum.Kitabı okumamın ardından, içime gömülmüş bazı şeylerin topraklarından çıktıklarını fark ettim.Her soruya cevap vermeye çalıştım,ve her soruda kendimi biraz daha Virata'ya yakınlaştırdım.    Bu süreçte soruları cevaplandırmak o kadar kolay olmadı tabii ki...    Çünkü ne zaman bir soruyu yanıtlandırsam,içimdeki bir şey bu cevabı reddediyor.Kim bilir,belki bir süre sonra buraya yazdıklarımı da reddedeceğim.    İyilik de kötülük de insandan gelir.Hangisinin yaşanacağı ise size bağlıdır.Lakin çoğu insan kötülüğü seçer;belki kolaylığından,belki çekiciliğinden..Kavga eder, aldatır,katleder...    Bu soruyu yanıtlamayı aklımdan geçirdiğim an zihnimde bir fikir aydınlandı: Allah sizi...

Hiçbir Şeyi Sorgulama

   İlk yazılarımdan biri olan  Bilinmeyenler ve İnsanlık  'ta, korkularımızın üstesinden gelmemiz gerektiğini anlatmıştım.Bunun ilk ve en önemli adımı ise,korkuyu sorgulamaktır.Terapist ve psikologların hastalarına en sık uyguladıkları yöntemlerden biridir ayrıca..    İnsanlar, diğer canlıların aksine,zihinlerini aktif bir şekilde kullanabilir.Bunun doğal bir sonucu da, zihnin insanı düşünmeye ve buna bağlı olarak konuşmaya sevk etmesidir.     Düşünmek... Ne yüce bir nimet..    Buna rağmen insanların büyük bir çoğunluğu bu nadide eseri ayakları altında çiğner; üstünde öyle tepinir ki, dışarıdan bakan birisi onun insan olduğuna şahit arar.Neden diye sormayın;ama eğer soracaksanız,insanı nefes alan herhangi bir canlıdan ayıran tek büyük fark düşünmesidir.    Sorgulama;bireyin düşüncesinin doğruluğunu saptamak için yaptığı fikir karşılaştırması,bir nevi kendi  maiotik 'idir.Akıllı veya akılsız herhangi birinin buraya ...

Kazanç Kaybın Aynasıdır

   Kazanmak mı mutlu eder,kaybetmek mı?Bu,cevap verilmesi çok kolay görünen,ama esasında zor olan sonsuz sorudan sadece birisidir.Gelin,durumu her yönden tartıp cevabı arayalım.Sizi tatmin etmezse de,yorumlarda tartışalım..    İnsanı mutlu eden şeyin ne olduğu,veya nasıl olduğu sorusunun cevabı,bizim bu yoldaki rehberimiz olacak.     "İnsanı mutlu etmek için ona bir iyilik yapılması gerekir,ve dolayısıyla bu iyilik kazanmak olmalıdır." şeklinde bir cevap verirsek;hem kolaya kaçmış,hem de yanlış yapmış oluruz.Çünkü iyilik, insanı daima mutlu etmez, edemez.    Örneğin:Birinden intikam almak isteyen ve bu yüzden ona zarar veren biri, kötü bir şey yapmış olmasına rağmen mutlu olur.Burada iki sonuç öne çıkar:   •İyi-Kötü anlayışımızın yorumlanış biçimi (ki konumuz şu an bu olmadığı için eş geçiyorum)   •Kazanmak ve Kaybetmek arasındaki derin (!) uçurum.      Neleri kazanabiliriz?Sevgi, şöhret,para,kumar,sevap, günah (......

Yoksuzluk

   İnsan,değişmez.Gözü asla doymaz.Hep daha fazlasının var olmasını diler.Bu var olan şeylerin de kendisinde olmasını istediğini söylememe gerek yok sanırım.Peki,ya olmamasını  dilerse?    Hiç,bir şeyden var olmamasını isteyecek kadar nefret ettiniz mi?    Bir şeyin  yokluğunu istemek, varlığının son adımıdır.Ancak insan bu,her şeyi sevmez.İşin garip (!) kısmı ise, sevilmeyenlerin   de sevilmeyenlerinin olmasıdır.Ve eğer herkesin istediği varlıklar yok olsaydı,en sonunda koca evrende var olan yegâne şey,yokluk olurdu.Ama şimdilik bu konuyu erteleyelim,ve "sevilmeyenlerden arındırılmış mükemmel ütopya"ya birazcık göz gezdirelim...    Tahminimce dünyamız cennetten farksız bir yere dönerdi.Sıkıntının,zorun,tehlikenin olmadığı bir dünyadan daha güzeli var mıdır ki?Hatırlatayım,Adem de cennetteydi.    Ayrıca şunları belirtmenin çok iyi olacağını düşünüyorum;    Günümüzde pek çok ütopya ve distopya eseri var....

Ölene Dek Beraber

   "Neden hepsi benim başıma geliyor?" derken bir kez daha hıçkırdı adam.Gözlerinin altındaki torbalar morlaşmış, gözlerinin içi ise kan çanağına dönmüştü.İçkisinden bir yudum aldı ve dudaklarını ıslattı.Ağlayarak konuşmasına devam etti:    "Artık dayanamıyorum!Senden başka kimsem yok.Nolur bırakma beni,nolur!"    Karşısındaki kadın başını sağa çevirerek eğmiş,hafif bir tebessüm ile onu dinliyordu.    "Ne yapmalıyım?Sensiz hayatım çok zor.Sen hayatımın aşkıydın."    Kadın tepki vermedi.    "Sen de gördün.O Abraham denilen şerefsiz ******'nu arkadaşım sanıyordum.Ne kadar aptalmışım.Benden tüm paramı aldı.Evimi,ailemi,ünümü, işimi, seni...    Güneş batarken etrafı aydınlatan kızıl ışık, kadının fotoğrafını aydınlattı.Tatlı bir kadındı.Dalgalı siyah saçları yüzünün yarısını örtüyordu,ancak aradan gök mavisi gözleri parıldıyordu.Karnı belirgin derecede şişkindi.Yanında duran kişi ise kendisiydi.İkisi de sağ ellerini...

Hayattan 10 Dakika

   Öylesine oturuyordum.Dersimizin bitmesine 9-10 dakika kalmıştı.Aydınlık olan sınıfta, yaklaşık 20 kişiydik.Öğrenciler, bölük pörçük gruplar halinde oturmuş,sohbet ediyorlardı.Doğaldı.İlk dönemin son günleriydi.Cama dayalı öğretmen masasında, matematik dersi öğretmenim, arkadaşımın ona sorduğu soruyu yanıtlıyordu.Öğretmen masası ile aramda 4-5 adımlık mesafe vardı sadece.    Oturduğum yer,duvar kenarının en ön sırasıydı.Kapı hemen sağımda,saat ise karşımdaydı.Muhtemelen göz numaram büyümüştü, çünkü etraf tamamen net değildi.    Boş durmak canımı sıkmıştı.Sınıftaki uğultu da insanı mânen yoruyordu. Sesler... Canımı çok sıkıyordu.Keşke bitse diye düşünüyor, kütüphaneye gidip gidemeyeceğimi tartışıyordum kafamın içinde.Sonuçta, sonraki 4 ders Beden Eğitimi ve Spor'du.    Birden aklıma bir fikir geldi.Beni en fazla iki dakika oyalayacağını tahmin ediyordum ama yine de bayağı eğlenceli olacaktı.Sıramda geriye yaslandım,elimdeki ağır -iki anlamda d...

Hikaye-İntihar

    Sağ ayağını ileri uzattı.Sessiz,temkinli ama hızlıydı.Karanlığın içinde aradığını bulmak çok zordu.Bir adım,bir adım daha...    Her adımında karanlık denen bataklığa daha çok batıyor,her adımında karanlığın yaydığı enerjiyi tüm hücrelerinde hissediyordu.Vücudu o kadar soğuktu ki...    Sol ayağını bir kez daha ileri sürdükten sonra, kafasının sert bir şeye toslaması ile irkildi.Aynı anda başında hareketli bir sıcaklık hissetti.Sıcak,onu rahatlattı.Ağzına ulaşan demir-bakır tadından,kan olduğunu anlamıştı ilk anda.Böyle körü körüne gitmek olmazdı.Bu düşüncenin bilinciyle gözlerini açtı,veya açtığını tahmin ediyordu.Zaten pek fark etmiyordu.Her yer o kalın,aşılamaz,aydınlatılamaz örtüsüyle,o lanet karanlık tarafından sarılmıştı.    Birkaç metre ötesinden bir hışırtı duydu.Tedbir amaçlı sol kolunu sağ bacağına doğru uzattı.Kınından katanasını çıkardı.Gayriihtiyâri, katanasını ileriye; sağdan sola doğru savurdu.Bir çığlık sesi ile beraber,yere d...

Şiir-Kânun Ol Çal Ezgiyle

   Tek mevzudur kanun olmak     Cihanın ezgisi olmak     Aşkın' narin telleriyle     Vahdolduğu vücut olmak        Çal, çal hiç durmaksızın     Kıyameti duymaksızın     Sevgilinin hâr elleri     Yakmaksızın, yakmaksızın    Kanun ol,daim kesin ol     Kânun ol,sevgilin' sesi ol     Allah istediğini yaratır     Tek kelime ile: "Ol!"        Vahdoluşum seninledir     Varoluşum seninledir     Gönlümde akan tek ezgi     Hiç şaşmaz,hep seninledir    Lisanım hep seni anar     Gönlüm hep seni arar     Abdî kalbin' açtı mı       Âlemler aşkıyla yanar...      

Bozulacak Oyuncak

    Küçüklüğümüzde pek çoğumuz, hızlıca değişen ilgilerimiz nedeniyle, etrafımızda bulunan nesneleri ve canlıları sorgulamış ve kurcalamışızdır.Uzun kurcalamalar sonucunda ise nesneler -özellikle oyuncaklar- zarar görmüş veya bozulmuştur.Kurcalamasak olmaz mıydı?Ya yapmasaydık?Zaten sonrasında yakınıp hayıflanıyoruz...    İnsan hatayı yapmadan hata olduğunun farkına varmakta güçlük çeker.Bu yüzden de irdeler, kurcalar,her bir detaya göz gezdirmek ve bilgi sahibi olmak ister.    Yine aynı insan hep bir şeyi incelemektedir; oyuncağını, ödevini, masasını,telefonunu, ZAMANINI... Evet, zamanını...    Kurcalanmaması gereken nihai şey, zamandır.İnsan ise özellikle zamanı kurcalar.Ağırlıklı olarak geçmişe yönelik olan bu kurcalamalar negatif duygu değişimlerine neden olur.    Zamanı her kurcalayışınızda,onu biraz daha bozarsınız;veya kendinizi,veya ikisini.Her kurcalayış,her ilerleyiş sizi biraz daha sıkar.    Zaten irdeleme, hüzü...

Zaman ve Aciz

    İnsan,neden bulunduğu anı değiştirmek ister?    İnsan,acizdir.     Gelecekte ne olacağını bilseniz daha hazırlıklı olurdunuz, değil mi?Hele o günlere bir uğrasanız,neler neler yapacaksınız.Kendinizden alacağınız tavsiyeler size ışık kaynağı olacak.   İnsan,acizliğini kabul etmez.     Sonucunu bildiğiniz geçmişte yaşanmış bir olayı değiştirme şansınızın olduğunu düşünün bir.Şu an üzerinizdeki maddi veya manevi ağırlıkları tek hamlede ortadan kaldırma fırsatı elinize geçmiş olurdu.   Acizliğini kabul eden bir insan, acizliğini izah edemez.     Şimdiki aklınızla her şey çok bariz,değil mi? Geçmişte yer alan denklemlerin tüm bilinmeyenleri artık elinizde.Artık zamanınızın,kendi tarihinizin efendisi olursunuz.Değil mi?   Acizliğini izah eden bir insan, artık tamamen acizdir.     Zamanda yolculuk, insanın tarihini değiştirme çabasıdır.Yaptığı hataları bilim aracılığı ile telafi etme uğraşıdır.İnsan zaten b...

Seçmek veya Seçmemek

    Çoğu insan, aslında önlerindeki hayatı renklendirmeyi reddeder.İnsanlar,yaşadıkları hayatı değiştirme fırsatını çokça elde eder; ancak seçim yapmak,hele yanlış seçim yapmak insanı o kadar korkutur ki, işin sonunda önlerine sunulan hayatı kabul etmeyi seçer.İnsan,kendi gerçekliğini yaratmaktan muaf kalır.    Çoğu insanın hayatı sıradandır.Rutin olarak yapılan şeylerin arasında onlara eğlenceli gelen tek şey minik eğlenceler ile hayatlarını süslemek veya kaçamaklar yapmaktan geçer.İşin garip tarafı ise,bu bekleyen grubun büyük bir bölümü keşfedilmeyi bekler.Her insan özeldir,evet;ama keşfedilmek istiyorsanız eğer,ilk adımı sizin atmanız gerekir.    Yanlış seçim yapmaktan korkmayın.Zaten onları yapmazsanız, kişiliğiniz eksik kalacaktır.Zaten benim için "Doğru Seçimler+Yanlış Seçimler=Kişilik" oluşturur.Her şey size bir şey katar.Bu yüzden kara kara düşünmeyi ve başaranları, yükselenleri oturduğun koltuktan izlemeyi, onların dedikodusunu yapmayı kes ve A...

Gerçekten, sıkıntı kimde?

   Toplum çok kompleks bir durum değil midir? Toplum nedir? Öncelikle bunu netleştirelim.Anlattıklarımı bitirdikten sonra söylememe gerek kalmadan sıkıntının kimde olduğu gün ışığına çıkacaktır zaten.    Bana göre toplum; aynı ideolojik yapıya sahip olan veya öyleymiş gibi davranan çoklu insan gruplarının birleşimidir.Bu gruplar,kendi fikirlerini desteklemeyen insanları dışlarlar (detaylı bilgi için Kişilik Nasıl Oluşur metnime bakabilirsiniz).O bireyleri yalnızlığın soğuk ve kederli ellerine bırakırlar.İşte bu dışlanmış küçük insan grup veya grupları yalnız kalmamak için aynı fikre sahipmiş gibi davranır ve emin olun;bir fikre sahipmiş gibi davranmak, hiçbir fikri olmamaktan daha acı vericidir..    Toplum, çoğunluktur.Toplum, üstünlüktür.Toplum, haklıdır .Öyle midir? HAYIR.     Toplum dediğimiz, çoğunluğu aptal koyun sürüsü yüzünden,bireylerin fikirleri eziliyor.Farklı olanlar dışlanıyor.Hastalıklı gibi karşılanıp dalga geçiliyor.Bireyler ...

Bilinmeyenler ve İnsanlık

    Çoğu insan karanlıktan korkar,veya yalnızlıktan;aslında insan, çok korkulmayacak şeylerden bile ölüm derecesinde korkar.Peki,insan neden korkar?     Çünkü ne olduklarını bilmiyoruz, içlerinden ne çıkacağından emin değiliz.O şeylerin içlerinden bizi nelerin beklediğini görememekten tüm insanlık olarak nefret ediyoruz.Bu yüzden de genellikle korkularımızın üzerine gitmiyoruz,gidemiyoruz.    Korktuğumuz bu bilinmezlikleri adlandırmaya,anlamlandırmaya, sistematik hâle getirmeye çalışıyoruz. Onları insansılaştırıyoruz.    İsimlerini duyunca rahatlıyoruz çünkü artık ne olduklarını öğrenmiş oluyoruz.Bu yüzden bir 'yılı' 365 güne,bir 'günü' 24 saate bölüyoruz. Zamandan korkuyoruz.     Yaşanmış olaylara tarihler veriyoruz."İstanbul 29 Mayıs 1453'te fethedilmiştir." diyoruz.Bir kanıt olunca kendimizden emin ve rahat oluyoruz. Geçmişten ve gelecekten korkuyoruz.     Birimler kullanıyoruz.Metre,kilometre,santimetre gibi ölçüt...

Kişilik Nasıl Oluşur?

  İnsanlar,toplum içerisinde yalnız bireylerdir.Birbirinden tamamen farklı olan bu büyük grup,fikir uyuşmazlıkları içerisinde birleşerek toplumu oluşturur.Bu uyuşmazlıklar belki de gerçekten doğrudur.Bireyleri ve toplumu kısır bir döngüye sürükler.Nasıl olduğunu anlatayım:   Fizikte yer alan etki-tepki yasasını biliriz.Her etkiye karşılık bir tepki kuvveti ortaya çıkar.Ancak insanlık bir küp olmadığı ve hareketler sonucu hızlı bir şekilde her anlamda değiştiğimiz için,etki-tepki kuralı bizde aynı şekilde işlemez.Bir fikre sahip olan bir insan,bir fikre sahip başka bir insanla temasa geçer.Fikirleri aynı yönde ise birbirleri ile bilgi alış verişi yapıp birbirlerini destekler, farklı yönde ise kendi fikirlerini savunurlar.Veya daha kötüsü, karşı tarafı kötülerler.Dezenformasyon uygularlar.   /Fikir sahibi kişilerin sayısı değiştikçe kuvvetler de değişir.Fikirler güçlenir veya varoluştan silinir.Bu yok oluş ise bir çürümenin ardından meydana gelir.Çürüme ise yeni fikirler...