(Beni hep desteklemiş Yunus Emre Zent, Beytullah Aysan ve Esma Sultan Ergünöz'ün yanı sıra; bu tarz bir konuya ilham veren Yusuf Ziya Yılmaz'a da teşekkür ediyorum...)
Yüzüne baksanız, yıllar boyunca insanlara ettiği zulmün oluşturduğu tek bir çizgi göremezdiniz. Mavi gözleri ettiği zalimlikleri izlemenin zevki ile parlamış; hafif kırlaşmış sakalları, katlettiği insanların kanının kızıllığını korumuştu. Vücudu bile artık o zulmü görmemek için öne eğilmiş kambur dururken, o, tüm vücudunun inadına, dimdik dururdu. Dururdu ki kanını içtiği, etlerini fırınlayıp yediği insanların parçaları tüm vücudunda dolaşsın.
Namı o kadar yayılmıştı ki, ana babalar onu çocuklarına öcü diye anlatır hâle gelmişlerdi. Hoş, çocuklar sadece o sapsarı, kanla kaplanmış katmanlı dişlerini görseler bile korkarak kaçarlardı.
Havaya dikilmiş şekilde duran saçları, adeta yeni bir kurban arar gibiydi. Kısa saçlarının bembeyaz olmasının tek sebebi, yeni kurbanların tadına bakamadığı için dertlenmesiydi büyük ihtimalle.
Yüzünde, kurbanlarını taktığı zaman dışında, bir duygu göremezdiniz. Şimdi ayağa kalktığındaki gibi...
Yüzünü ovuşturmak ve ellerinde emebileceği kan kalmış mı diye kontrol etmek için elini kaldırmak istedi. Ama üstündeki elbise onu çepeçevre sardığı için bunu başaramadı. Buna aldırmayıp, oda hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için küçücük odada yürüyerek adımlarını saymaya başladı.
Oda 5 adım genişliğinde,4 adım uzunluğundaydı. Tavan çok yüksekte olduğu için ne kadar olduğunu ölçemedi.
Odanın anlatılacak pek bir şeyi yoktu aslında. Odanın tavanında küçücük bir kandil, yanıp yanıp sönüyordu. Yaydığı kirli sarı ışık, insanın içini ürpertiyordu. Adamın tam karşısında duran demir parmaklıklı paslı kapı, dokunabileceği tek şeydi.
Aniden duyduğu yüksek bir ses; dikkatini tavanın biraz aşağısında duran, normal boyda, iyi korunmuş pencereye yönelmesine sebep oldu. Pencere sarsılıyordu. Böyle bir şeyin mümkünâtını sağlayan kuvveti merak etti.
Dışarıdan gelen yüksek ses adamı, tabii böyle bir duygu kaldıysa, korkuttu:
"Tepeş'e ölüm! Tepeş'e ölüm! Açın kapıları, kırın camları! Onun canını almadıkça, bizim o zalimden bir farkımız kalmaz. Kellesini alsanız içinde karınızın, ananızın, çocuğunuzun tadını hatırladığını görebilirsiniz. Bu zalimi canlı bırakan zındıktır, ölmesi İsa'nın kesin emridir. Şimdi ne diyorsunuz?" diye bağırıyordu gür sesli bir adam.
Halktan gelen "Tepeş'e ölüm!" çığlıkları da, halkın aynı fikirde olduğunu kanıtlar nitelikteydi.
Bunu fark eden ve camın kırıldığını gören adam, dışarıdaki gözlere görünmemek için duvara yaslandı. Dışarıdaki gür sesli adamın konuşmasını dinlemeye devam etti:
"Bu melun hiçbir şeyden korkmaz. Yasalar, ahlak kuralları, kılıçlar, oklar, ordular.. ve...ve...Tanrı. Bunların hepsi onun için bir oyuncaktan farksızdı. Hâlâ öyle. Derim ki, artık bu oyuncak sandığı şeylerle onu oyuncak etme zamanı.."
Halktan gelen onaylama ve alkış sesleri, bir süreliğine gür sesli adamın durmasına sebep oldu.
Sonrasında gür sesli adam konuşmasını şöyle bitirdi:
"Halkım, kardeşlerim! O zındığı destekleyen gardiyanlar, bizi aşağıya almıyor. Onları görürseniz, acımayın.
Yapabileceğimiz tek şey, onu bu parmaklıkların ardında beklemektir. Elbet çıkacak ortaya, ve o zaman oklarımızla onu deşeceğiz. Aldığı her kellenin acısını çıkaracağız. Köyümüzdeki eli silah tutan herkesi, gardiyanları katletmeye göndereceğim. Burada birkaç kişi bırakacak olma sebebim, o melunun bu camdan kaçma ihtimalidir. Yaklaşık 3 saat sonra hava kararacak, ve o zaman gardiyanlar o yaratığı kaçırmaya çalışacak. Buradaysa 7 okçu kalacak, her saat başı 2 tanesini -eğer o şey cama çıkmadıysa- yardım için alacağız. Zaten biz de 3 saate odaya girmiş oluruz. Şimdi, harekete geçin!"
Bunu duyan adam,3 saat boyunca olduğu yerde kımıldamadan durdu. Sürekli olarak, gardiyanlarla dövüşmeye giden halkın ve yine her saat başı iki okçunun sert ve kararlı ayak seslerini duyuyordu. Yukarıda sadece bir kişi kalana dek dinledi. Odanın dışındaki bağrışmalardan anladığı kadarıyla, okçular odanın çok gerisinde mevzi almışlardı. Gardiyanların ya da onun çıkmasını bekliyorlardı.
Güneş ufka ulaşmak üzereyken, paslı demir kapının aralandığını duyduğu Tepeş. Duydu, çünkü o süreç boyunca gözünü neredeyse hiç açmamıştı. Artık açmalıydı.
Gözünü ilk açtığında, birkaç saniye gözünün karanlığa alışmasını bekledi. Ardından,hemen kaçmak için kapıya doğru bir adım attı, ve onu gördü...
Kambur bir pozisyonda duruyordu. Ellerini yalamaktan başını kaldırmıyordu bile. Elleri kıpkırmızıydı, keza gömleği de öyle. Beyaz, kısa saçları, Tepeş'e birini hatırlatıyordu. Kim olduğunu anlamak için bir adım daha attı. Sessizliğin ortasında attığı bu adım, kapının önündeki mahlukun Tepeş'e dönmesine yol açtı.
Hayır! O olamazdı! Hem odaya kimse görmezdi ki, değil mi? Haha, bu komik, korkunç, hayır, lanet bir şaka olmalıydı. Zaten bunların hepsi başından beri yalandı. Ona bu kolsuz beyaz elbiseyi giydirmişler, halkın soytarısı yapmışlardı. Bunun başka bir açıklaması olamazdı zaten.
Karşısında ona kan çanağı gözler ile bakan, yüzü ölüm beyazlığında, ağzından kıpkızıl olmuş sakallarına, oradan da yere kan damlatan, kulaklarına kadar varmış vahşet ile gülümseyen adam oydu, Tepeş'ti.
Çığlık atmaya başladı, kolsuz elbisesini yırtıp kaçmayı denedi, ama nafile.
Dişlerini sıka sıka kanattığı dudaklarındaki kanı, o şeytanı gördüğü yere tükürdü. Oradan geçeceğine ölürdü daha iyi. Hayatında ilk kez kokuyordu. Çığlıklar ata ata kendini odanın en uzak köşesine fırlattı. Zihninde her katlettiği bir insan canlandığında, bunu görmemek için başını duvara vuruyordu. Kafasını her vuruşunda, başı biraz daha içine göçüyordu. Üstü kıpkırmızı olmuştu. Yerde oluşturduğu kan gölüne cansız bedeni ile düşerken, sımsıkı kitlenmiş paslı demir kapıdan bile yansıyan güneşin kızıl ışığı, ortamı bir cinayet sahnesine çevirmişti...
Yazının içinde kayboldum resmen...
YanıtlaSilEstağfurullah,kalem yazıyor ben oynatıyorum sadece...
SilYine döktürmüşsün. Eline sağlık. Başarılarının devamını dilerim 😊👍.
SilEyvallah, teşekkür ederim aziz dostum.Kitabın çıktığı zaman önsözde bahsedersin benden😊😅..
SilUsta yazardan ustaca eser. Yazmak için yazmak en büyük isteğin, kalemin daim olsun.
YanıtlaSilKalemim senin kaleminden daim feyz alır inşallah.Ben yazılarımı gösteren küçük ustayım.
SilNe mutlu Tepkeş olduğunu öğtendiğinde kafasını duvarlara vurmak yerine değişmek için çabalayanlara.
YanıtlaSilTebrik ederim.
Teşekkür ederim 😊
SilYazıların sürükleyici ve kaliteliler. Umarım yazı yazmayı hiç bırakmazsın. Başarılarının devamını dilerim.
YanıtlaSilKaliteyi belirleyen sizsiniz.Yazı yazmayı asla bırakmam,sadece sunmayı bırakırım.
Silİyi dileklerin için teşekkür ederim 😊