Önüne bakmadan koşuyordu. Yüzüne baktığınızda, eğer tüm o kir ve kan arasından ayırt edilebilseydiniz, gözlerinde ışıldayan korkuyu görebilirdiniz. Korkuların en yücesi, duyguların en beteri, kurdu koyuna dost eden o histi gözlerinde parlayan, ölümdü gözlerinden okunan. Gözleri adeta dile gelmişti, o kadar ki eğer onu sadece görseydiniz, gözlerine bir an olsun bakabilseydiniz, ondan önde koşmaya başlardınız, nedenini bilmeden.
Ancak o, gözlerinde beliren ölümden kaçmalıydı. Bunun bilinciyle silahını da, atını da, bırakmaması gereken o kişiyi de bırakmıştı. Evine, uzun duvarların ardına dönebilse bile idam edilecekti. Etrafına bakındı tekrar, hava aydınlıktı, birazdan akşam olurdu belki. Bu bomboş ovada gidebileceği fazla bir yer yoktu.
Durumu ilk kavrayanlardan olduğu için şanslıydı, her ne kadar kavradığı zaman çok geç olmuş olsa bile.
Koşarken bunları düşündüğünden -ve önüne bakmadığından- olacak, düştü. Yuvarlana yuvarlana bir çalılığa düştü. Bacağı dikenlerden kıpkırmızı olmuştu, acıdan çığlık atmamak için zor tutuyordu kendini. Sabahtan beri kan kaybediyordu, aç ve susuzdu, yarı çıplaktı. Aldığı her nefeste daha da yoruluyordu, bitap düşmüştü. Ama o, insanüstü bir çabayla kalkıp etrafına bakındı.
Binlerce insan... Arkasından binlerce insan umutsuzca koşuyordu, çoğu duvarlara varamayacaktı bile. İdam edileceklerdi, bunu koşanların hepsi biliyordu; ama kendi topraklarına girdiklerinde belki kurtulabilirlerdi. Bunu aklına getirdiğinde durdu, nereye giderse gitsin ölecekti. Ondan önce davranmaya çalışan bazıları yakınlardaki küçük bir ormana girmeye çalışmış, ama tamamı peşlerindekiler tarafından katledilmişti. Onlara direnmeye çalışanlar çoktan toprağı kanları ile sulamıştı.
Bugün yaşanan her şey şaşırtıcı, diye düşündü; geçici kurtuluşu olan duvarlara koşarken. Arada bir-iki kilometre kalmıştı belki. Atım olsa kesin varmıştım, diye düşündüğü anda önünden geçen bir atlı devriliverdi. O hengamede bile durup kontrol etti, vatandaşını değil, atını. Atın ölmüş olduğunu görünce hem şaşırdı hem korktu. Peşlerindekiler pek yaman okçulardı.
Tükenen enerjisine rağmen durmadı, yanındaki ölüden hafif bir kalkanı alıp, vurulmamak için sırtına geçirdi. İşte, birkaç adım ötede başka bir adam vardı. Hemen yanına gidip göğsündeki armaları gösterdi. Konuşmasına gerek yoktu normalde, bu armalar her şeyi hallederdi. Ama adam ona baktıktan sonra sadece yüzüne tükürüp koşmaya devam etti.
Öfkeden kuduruyordu, ama hiçbir şeye zaman yoktu.
Koşuyordu, binlerce insanın arasında kim olduğu bilinmeden. Bu nasıl olmuştu? Sabah 300.000 kişilerdi. Koskoca bir orduydular. Karşılarında, onlara göre küçücük bir grup olabilecek sayıda insan vardı. Tanrı da, rüzgar da onların tarafındaydı, rahipler böyle demişti. O rahipleri de idam etmek gerekiyor, insanları kandırıp duran din satıcıları, diye düşündü.
Her ne olursa olsun, dedi içinden, ve neredeyse varmış olduğu duvarların önüne baktı sonunda. Bakmasıyla beraber titredi. Duvarların önünde binlerce ceset vardı, kimisi düşmanın oklarıyla vurulmuş, pek çoğu ise itiş kakış esnasında ezilip can vermişti. Üstlerinden adeta ok yağmuru geçiyordu. Ancak kovalayan kişilerin sayısı belki bini bile geçmezdi.
Sabah neler yaşandığını tekrar aklına getirdi, her ne kadar istemese de oluyordu işte.
Savaşa çok rahat girmişlerdi. Düşman az, orduları büyüktü, zaten sonrasında düşmanın merkezi geri çekilmeye başlamıştı. Onlar da düşmanı derbeder etmek için bu fırsatı kaçırmamışlardı. Ama birden, şaşırtıcı bir şekilde, ordunun yanları onları bir kıskaca almıştı. O zaman ne 300.000 kişinin değeri kalmıştı, ne de düşmanın... Herkes kendini barbarlardan kurtarmanın derdine düşmüştü.
Bu yenilgi kabul edilemez, dedi ağzından kan ve öfke kusarak. O, Gao Zu, böyle bir yenilgi almış olamazdı. Olamazdı bu, gerçek olamazdı. Ama buna her ne kadar öfkelense de, korkusu çok çok ağır basıyordu.
Korkudan gözleri dönmüş bir şekilde duvara koşarken aniden sağ omzunda derin bir acı hissetti. Keskin ve tiz bir çığlık attı. Onu da vurmuşlardı. Ama yere düşmedi, belki direndiğinden, belki de yusyuvarlak vücudunun izin vermediğinden. Koştu, nefes bile almadan koştu. Her an gözlerindeki ölüm alevi daha da büyüyordu. Her an yere düşüp bir daha kalkmamayı bekliyordu artık. Hem belki bu daha onurlu bir son olurdu. Çin halkının karşısına böyle çıkmalı mıyım diye kendisiyle cebelleşiyordu, ama beyni bile artık çalışmaz duruma gelmişti, olayların sırası karışıyordu içinde.
Güneş kızıl bir ışıkla yeryüzünü terk ederken duvarın yanına vardı, askerler kapıyı kapatmaya başlamıştı, ama arkasından on binlerce kişi vardı hala. Bu, onları ölüme terk etmekti, kendilerini öldürtmektense onların ölmesini tercih etmişlerdi. Bencilceydi, ama tek seçenekti.
Kapıya varanlardan bilgi almaya çalışıyordu kapı bekçileri, ama kimse kimseye aldırmıyordu. Kızıl ışıklar ortama bir kıyamet perdesi havası veriyordu. Kapının önünden geçerken bir bekçi onu tutmaya çalıştı, ama nafile.
Kapının içerisinde binlerce kişi merakla toplanmış, neler olduğunu soruyordu. O ana kadar tutmuştu kendini, ama artık korkusu onurunu da geçmişti. Bu korkuyu dışına taşırmazsa, korkusunda boğulacaktı. Kimseye aldırmadı, kapılar gürültüyle kapanırken tüm gücüyle bağırdı:
"GELİYORLAR! TÜRKLER GELİYOR! METE GELİYOR!"
__________________________________________________
Baideng Muharebesi (MÖ 200):
Hunlarla Çinliler arasında yaşanan bu savaş, Çinlilerin ezici sayısına rağmen (300.000'in üzerinde olduğu tahmin ediliyor) Hunların ( Hun ordusunun mevcudunun 20.000-40.000 olduğu tahmin ediliyor) galibiyeti ile sonuçlanmıştır. Mete Han bu savaşta hilal taktiğini kullanarak Çinlileri tuzağa düşürmüş, ordunun büyük bir kısmını yok etmiştir. Savaşın ardından Çin hükümdarı Gao Zu'yu ağır vergilere bağlamıştır.
Harika olmuş. O korkuyu insana hissettiriyor. Son cümleye bayıldım...😊👌🏻
YanıtlaSilTeşekkürler, istediğimi verebildiysem ne mutlu😊
SilHikayeyi okurken kendimi sanki ana karakter gibi hissettim betimleyici ve akılda kalıcı çok iyi bir yazı
YanıtlaSilEyvallah 😄
SilEserinizin içeriğindeki ince detaylardan bu şanlı ordunun bizler olduğunu anladığımızı hissetmek bile insana ayrı bir hava veriyor. Yazıya neresinden bakarsak bakalım kalem aşkıyla yanıp tutuşan sizin özgün ve bir o kadar fevkalade özeniz ile oluşturulduğu belli oluyor. Bizleri yazısız bırakmayın olur mu ;)
YanıtlaSilBöyle yorum oldukça kalem zaten kendisi başlıyor yazmaya ustam..😄
Sil